bayan ev arkadası arıyorum ve mahşer bilgileri897

 bayan ev arkadası arıyorum



bayan ev arkadası arıyorum ve mahşer bilgileri897 sizlerre bugün bayan ev arkadası arıyorum yazılarını yazdı ve bayan ev arkadası arıyorum deiki en güzel sırtüstü yatar pozisyondayken göründüğünü düşünürdü; karın diiz, bacaklar uzatılmış, göğüsler yerçekiminin etkisiyle doğal bir şekilde yayılmış. 8 Eylül günüydü ve saat sabah dokuz buçuktu. Yargıç öleli yaklaşık on sekiz saat, Bobby Terry öleli çok daha kısa bir süre olmuştu, bu onun için çok talihsiz bir durumdu elbette.Duştan gelen su sesi hâlâ kesilmemişti.
Temizlik takıntılı hir adam, diye düşündü. Acaba yarım saat boyunca du^ alma ihtiyacı hissetmesine ne sebep oldu?
Düşünceleri tekrar yargıca yöneldi. Kimin aklına gelirdi? Aslında mükemmel bir fikirdi. Yaşlı bir adamdan kim şüphelenirdi? Eh, görünüşe bakılırsa Flagg şüphelenmişti. Yaklaşık olarak ne zaman, nerede olacağını her nasılsa bilmişti. Idaho-Oregon sınırı boyunca onu öldürme emri almış adamlar konuşlanmıştı.
Ama her nasılsa beceriksizlik etmişti. Las Vegas’taki üst düzey adamlar önceki akşam yemek vaktinden beri ortalıkta solgun yüzlerle, kayaları öne eğik halde dolaşıyordu. Çok iyi bir aşçı olan Whitney Morgan, önlerine yemek diye köpek mamasına benzer, yenmeyecek kadar yanmış bir şey koymuştu. Yargıç ölmüş, ama bir şeyler ters gitmişti.
Yataktan kalkıp pencereye gitti ve çöle baktı. İki büyük Las Vegas lise otobüsü, kızgın güneş altında, US 95 üzerinde batıya, jet uçakları üzerine bir eğitim seminerinin verildiği Indian Springs Hava Üssü’ne doğru ilerliyordu. Batıda, bir uçağı uçurmayı bilen bir düzine insan vardı ama şans eseri -Özgür Bölge için şans- hiçbiri Indian Springs’teki Ulusal Koruma Jetlerine aşina değildi.
Ama öğreniyorlardı. Tanrım, evet.
Dayna’ya göre yargıcın ölümüne dair o an için en önemli nokta, bilmemeleri gerekeni biliyor olmalarıydı. Onların da Özgür Bölge’de casusları olabilir miydi? Bu mümkündü herhalde; casusluk, iki tarafın da başvurabileceği bir seçenekti. Ama Sue Stern, ona batıya casus gönderme fikrinin kurul dışına kesinlikle çıkmadığını söylemişti bayan ev arkadası arıyorum ve Dayna yedi kurul üyesinden herhangi birinin Flagg’in cebinde olduğunu hiç sanmıyordu. Kuruldan biri ihanet edecek olsa Abagail Ana bilirdi zaten. Dayna bundan emindi.
Geriye çok tatsız bir ihtimal kalıyordu. Flagg kendisi bilmişti.
Dayna o gün itibariyle sekiz gündür Las Vegas’taydı ve herkes tara-ündan kabul görmüş olduğunu söyleyebilirdi. Buranın işleyişi hakkında
uçakları eğitimini bilmek bile hepsini ürkütmeye yeterdi. An\^
şahsen en çok korkutan, Flagg’in ismini telaffuz ettiğinde insani^"'^
mazdan gelerek başka tarafa dönmesiydi. Kimi parmaklarını ç^p^, kimi diz çöküyor, bazıları ise kem göz işareti yapıyordu. Flagg y J Olan/Olmayan’dı.
Bu gündüzler için geçerliydi. Geceleri, Grand’ın barında vg-, Cashbox’taki Silver Slipper Odası’nda sessizce oturan biri, onun\ı^ anlatılan pek çok hikâyeye kulak misafiri olabilirdi; bir efsanenİD| langıcı. Yavaşça, duraksayarak, gözlerini birbirlerinden kaçırarak,ç| lukla bira içerek anlatıyorlardı. Daha sert bir şey içerlerse ağızljp^ çıkanı kontrol edemeyebilirler ve bu da onları büyük bir tehlikealtınj kabilirdi. Dayna söylenenlerin hepsinin doğru olmadığını biliyordu^ deseni kumaştan ayırmak mümkün değildi. Flagg’in biçim değiştireüljj ni. Kurt Adam olduğunu, salgını bizzat onun başlattığını, Deccalo|ılıı|^ söyleyenler vardı. Hector Drogan’ın çarmıha gerilişini, Flagg’in kok kullandığını bildiğini duymuştu. Muhtemelen yargıcın yaklaşmakU; duğunu da aynı şekilde bilmişti.
Ve geceleri anlatılanlar sırasında hiç kimse ondan ismiyle lah mezdi; ismini telaffuz etmenin, onu bir cini şişeden çıkarmak; çağırmak anlamına geleceğine inanıyorlardı sanki. Ona Kara Adaml lardı. Yürüyen Adam. Uzun Adam.
Yargıçtan haberi varsa Dayna’yı da biliyor olması gerekmez»
Duş sesi kesildi.
Kendine hâkim ol tatlım. O hu söylentileri körüklüyor. Böjkm artıyor. Belki gerçekten de Özgür Bölgede bir casusu vardır,kurıılii ri olması §art değil. Belki biri ona Yargıç Farrisin döneklik yapd den biri olmadığını söylemiştir.
“Ortalıkta böyle çırılçıplak dolaşmamalısın güzelim. BeniyiK* racaksın.”
Dayna davetkâr bir gülümsemeyle ona döndü. Bir yandan^ mutfağa götürüp o çok övündüğü aletini Whitney Morgan ın kıyij^
sanıvorsüt'
Mahşer
Adam saatine baktı. “Eh, kırk dakika kadar vaktimiz var.” Penisi ha-! rekete geçmişti bile. Su bulmaya yarayan o çatallı dallar gibi, diye düşündü payna gönülsüz bir ilgiyle.
'“Hadi o zaman.” Adam, ona yaklaşınca göğsünü işaret etti. “Ve şunu
çıkar. Beni korkutuyor.”
Lloyd Henreid boynundan sarkan, ortasında kırmızı leke olan siyah taşa baktı ve çıkardı. Komodinin üstüne bırakırken ince zinciri tıslar gibi bir ses çıkardı. “Oldu mu?”
“Kesinlikle.”
Kollarım adama uzattı. Bir an sonra Lloyd üzerindeydi.
“Hoşuna gitti mi?” diye sordu soluk soluğa. “Bu hissi sevdin mi güzelim?”
"Bayıldım,’' diye inledi Dayna ışıltılı çelikten kıyma makinesini hayal ederek.
“Ne dedin?”
“Bayıldım dedim!” diye bağırdı Dayna.
Kısa bir süre sonra kalçasını deli gibi sallayıp hafif bir çığlık atarak orgazm taklidi yaptı. Lloyd da saniyeler sonra boşaldı (dört gündür Lloyd’un yatağını paylaşıyordu, artık ritmini ve zamanlamasını neredeyse ezberlemişti) ve Dayna sıcak spermlerin bacağından aşağı süzülmesini hissettiği sırada komodinin üstüne baktı.
Siyah taş.
Kızıl leke.
Ona bakıyor gibiydi.
Aniden taşın gerçekten ona bakıyor olduğuna dair korkunç bir hisse kapıldı. Onun insanlık lensi çıkarılmış olan gözüydü ve Dayna’ya, gölgelerin yurdu olan Mordor’daki Barad-Dur’dan Frodo’ya dikilen Sauron’un Gözü gibi bakıyordu.
Beni görüyor, diye düşündü o savunmasız anda dehşetle. Dahası, benden ÖTESİNİ görüyor.
Daha sonra umduğu gibi Lloyd konuştu. Bu da onun alışkanlıklarından biriydi. Kolunu Dayna’nın çıplak omuzlarına atar, bir sigara yakar, tepelerindeki aynaya bakar ve ona olup biteni anlatırdı.
“Kimse onun yerinde olmak istemezai. tsas adam, ihtiyarın likle zarar verilmemesini söylemişti. Kafasını kesip dağların
gönderecekti. Ama ne oldu? Salak herif adamın suratına 45’]j, ^ ateş etmiş. Hem de yakın mesafeden. Aslında cezasını haketmj^^^ de buna tanık olmadığım için mutluyum.”
“Ne olmuş?”
“Sorma daha iyi tatlım.”
“Peki esas adam nasıl öğrenmiş?”
“Oradaymış.”
Dayna ürperdi.
“Tesadüfen oradan geçiyormuş, öyle mi?”
“Evet. Nerede bela varsa o da orada biti verir. Tanrım, Çöpçjj^
nimle birlikte Los Angeles’a giden o ukala avukat Eric yaptıklarını hatırlıyorum da...”
“Ne yapmıştı?”
Uzun bir süre Lloyd’un cevap vermeyeceğini düşündü. Goıel]it](| dizi saygılı, yumuşak soruyla ona istediğini anlattırabiliyor; onaketi -küçük kardeşinin asla unutmayacağı tanımıyla- Gübre Dağimm, bayan ev arkadası arıyorum Kralı gibi hissettirerek istediğini öğreniyordu. Ama Lloyd komik,ıift| sesle konuşana dek bu kez fazla ileri gittiğini düşünmeye başlamıştı “Ona sadece baktı. Eric, Las Vegas operasyonunun işleyişinedaı,i şeyler söylüyordu... şöyle yapmalıyız, böyle yapmalıyız falan. Zavallı^ çü, aklı tam anlamıyla başında sayılmaz, biliyorsun, ona bir aktörmiişf gözlerini dikmiş, bakıyordu. Eric jüri üyelerine hitap ediyormuşçaıı oraya bir buraya yürüyor, dedikleri mutlaka yapılacakmış gibikonuşş Sonra o, yumuşacık bir sesle, ‘Eric,’ dedi. O kadar. Ve Eric, ona baktı 1 hiçbir şey görmedim. Ama Eric, ona uzun bir süre baktı. Belkibeşfc boyunca. Gözleri giderek irileşti... sonra salyaları akmaya 1# ardından kıkırdamaya... ve o da Eric’ie birlikte güldü. Bubeniçokk® tu. Flagg güldüğünde korkmak gerekir. Ama Eric kıkırdamaya deva» Sonra Flagg, ‘Dönüşte onu Mojave’de bırakın,' dedi. Biz de yaptık. Herhalde Eric hâlâ çölde bir yerlerde dolanıyordur.Eric’ft*! kika baktı ve adam aklını yitirdi.”
Mahşer
Sigarasından derin bir nefes çekip söndürdü. Sonra kolunu Dayna’nın omzuna doladı. “Niye böyle boktan şeylerden bahsediyoruz?” “Bilmiyorum... Indian Springs’te işler nasıl gidiyor?”
Lloyd’un yüzü aydınlandı. Indian Springs projesi onun evladıydı. “İyi. Gayet iyi. Üç adam ekimin birinde, hatta belki daha da önce Skyhawk’lan uçuracak. Hank Rawson gerçekten iyi. Ve Çöpçü Adam, tam bir dâhi. Çoğu konuda pek parlak sayılmaz ama iş silahlara geldiğinde ondan iyisi yok.”
Dayna, Çöpçü Adam ile iki kez karşılaşmıştı. Her seferinde o çamur rengi bulanık gözlerini üzerinde hissettiği an baştan aşağı ürpermiş, bakışları üzerinden ayrıldığı an ise neredeyse elle tutulur bir rahatlama hissi duymuştu. Batıdaki pek çok kişinin -Lloyd, Hank Rawson, Ronnie Sykes, Fare Adam- onu bir tür maskot, bir uğur gibi gördükleri belli oluyordu. Kollarından biri çok kötü yanmış, yeni iyileşmekte olan korkunç bir et yığını halini almıştı. Dayna’nm aklına iki gece önce olmuş tuhaf bir olay gelmişti. Hank Rawson konuşuyordu. Ağzına bir sigara koymuş, bir kibrit çakmış, sigarasını yakıp kibriti söndürmeden önce söyleyeceklerini bitirmişti. Dayna, Çöpçü Adam’ın bakışlarının kibritin alevine nasıl odaklandığını, gözlerini soluğunu tutarak ateşe nasıl diktiğini görmüştü. Sanki bütün benliği, o küçük aleve kilitlenmişti. Midesi kazınan bir adamın aç gözlerle mükellef bir sofrayı seyretmesine benziyordu. Sonra Hank kibriti sallayarak söndürmüş ve küllüğe atmış, o garip an son bulmuştu.
“Silahlar konusunda iyi yani?”bayan ev arkadası arıyorum sundu..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder