bolu satılık daire ve mahşer bilgileri

 bolu satılık daire


bolu satılık daire ve mahşer bilgileri sizielere bolu satılık daire sunuyor Yargıcın gülümsemesi kayboldu. Karganın ona bakışında hoşuna gitmeyen bir şey vardı. .Sırıtıyor gibi görünüyordu ama sırıtışında aynı zamanda bir küçümseme varmış gibiydi.
Uçup Pallas’ın büstüne konan kuzgun gibiydi. Artık çok uzakta kalmış gibi görünen Özgür Bölge’dekilerin istediği bilgileri ne zaman
öğrenebiJeceğim?/İ5/a. Kara Adam’ın zırhındaki zayıf noktaiafjj^ şansı bulabilecek miyim? Asla.
Sağ salim geri dönecek miyim?
Karga hâlâ sırıtır gibi ona bakıyordu.
Ve rüya gibi, kendini kötü hissetmesini sağlayan bir his çöktü ganin Kara Adam olduğunu anladı. Kara Adam’ın ruhu, kası her J yağmurdan sırılsıklam olmuş bu karganın içine girmiş ve yargıcı^ etmeye gelmişti.
Büyülenmiş gibi ona bakıyordu.
Karganın gözleri adeta büyüdü. Kenarlan yakut kırmızısıydı, damlaları cama çarpıp akıyor, çarpıp akıyordu. Karga hafifçe yak^,, .son derece bilinçli bir hareketle camı tıklattı.
Galiba beni hipnotize ediyor, diye düşündü yargıç. Ve muhienn>. kısmen de olsa başarıyor. Belki böyle şeyler için fazla yaşlıyım. Diydiim çok saçma elbette ama diyelim ki bu gerçekten o. Tüfeği hızla doğruliabik Bir tüfeği ateşlemeyeli dört sene oldu ama 76 ve 79'da atıcılılıiah şampiyonuydum. 86’da da oldukça formdaydım. Şampiyon olacak kh değildim, o yüzden o sene müsabakalara katılmayı bıraktım. 0 liiı gururum, gözlerimden daha sağlamdı, ama yine de yirmi bolu satılık daire ikiki^iam beşinci olacak kadar iyiydim. Hem pencere, yarışmadaki hedeflerhi yakın. Eğer karga oysa, onu vurarak öldürmem mümkün mii.’Ka'jı/ıı-lı le bir şey varsa- karganın cesedinde hapsedebilir miyim? Birihimııl Jdaho’da bir kargayı vurarak her şeye son vermesi çok mu abesolıırJ Karga ona sırıttı. Yargıç kuşun sırıttığından artık emindi, Ani bir hareketle doğruldu ve tüfeğin dipçiğini çabuk ve kenit emin bir hamleyle omzuna dayadı, hayal edebileceğinden bile' davranmıştı. Karga korkmuş göründü. Yağmurun ıslattığı çırpındı ve etrafına damlalar saçtı. Gözleri dehşetle irileşmiş Yargıç, kuşun boğuk bir gak sesi çıkardığını duydu ve zafer dolm gerçekten Kara Adam olduğundan emin oldu. Yargıcı hafife almı^ö' nun bedelini o sefil
Ama beklenen patlama olmadı, çünkü tüfeğin emniyetini açmamıştı. Pencereye döndüğünde karganın yerinde yeller estiğini gördü.
Kendini aptal gibi ve uyuşmuş hisseden yargıç, Garand’ını kucağına koydu. Kendi kendine gördüğünün sadece basit bir karga olduğunu söyledi. Ateş edip pencereyi parçalamış olsaydı yeni bir odaya geçmesi gerekecekti. Zahmetten kurtulduğu için şanslıydı gerçekten.
Ama o gece hiç iyi uyuyamadı. Sık sık uyandı ve her seferinde tık tık sesini duyduğundan emin bir şekilde pencereye baktı. Karga tekrar gelme hatasına düşerse bu kez kurtulamazdı. Tüfeğin emniyetini her ihtimale karşı açık bırakmıştı.
Ama karga geri dönmedi.
Ertesi sabah batıya doğru yolculuğuna devam etti. Eklem ağrıları hafiflemişti ama azaldıkları da söylenemezdi. Saat on biri biraz geçe, küçük bir restoranda durup öğle yemeği yedi. Tam sandviçini ve termostaki kahvesini bitiriyordu ki bir karganın, caddenin biraz ilerisinde telefon tellerine konduğunu gördü. Yargıç büyülenmiş gibi kargayı izliyordu. Kırmızı termos bardağı, masayla ağzı arasında havada asılı kalmıştı. Aynı karga olamazdı elbette. Milyonlarca kargadan biriydi işte. Dünya artık kargalara kalmıştı. Yine de bunun, önceki gece gördüğü karga olduğundan emindi. Ve içinde her şeyin sona erdiğine dair bir kıyamet hissi belirdi.
Açlığı geçmişti.
Yola devam etti. Birkaç gün sonra, saat on ikiyi çeyrek geçe, Ore-gon’daki 86. Otoyol üzerinde batıya doğru ilerlerken Copperfield kasabasından geçti. Bobby Terry’nin ağzı bir karış açık halde geçişini izlediği ucuzluk mağazasına dönüp bakmamıştı bile. Garand yan koltuktaydı. Emniyeti hâlâ açıktı ve hemen dibinde bir kutu cephane vardı. Yargıç karşısına çıkan her kargayı vurmaya karar vermişti.
Fazla ted“Daha hızlı! Bu kamyonet daha hızlı gitmez mi?”
I“Kafamı ütülemeyi kes Bobby Terry. Nöbetteyken ayakta uyumanın
j cezasını benden çıkarmaya kalkma.”
fDave Roberts ucuzluk mağazasının önündeki sokağa park etmiş
Wiilys Inlernationarın direksiyonundaydı. Bobby Terry, Dave’i uyandırana
şiddetli, görüş alanı çok azdı. Bobby Terry’nin kucağında bir \ vardı. Beline de bir 45’lik Colt sokmuştu.
Kovboy çizmeleri, kot pantolon ve sarı bir yağmurluk gjy^ Dave, gözucuyla ona bakt
“Tetiği sıkıştırmaya devam edersen kapında koca bir delik Bobby Terry.'
“Sesini kes de herifi yakalamaya bak,” dedi Bobby Terry. Ken^., dine mırıldanıyordu. “Karnından. Karnından vurmak lazım. verilmeyecek. Tamam.” '
“Kendi kendine konuşmayı bırak. Kendileriyle konuşanlar keıyi riyle oynar. Bence böyle.”
“Nerede bu adam?” diye sordu Bobby Terry. “Yakalayacağız. Tabii hayal görmediysen. Hayal gördüysenke^ le yerinde olmak istemem kardeş.”
“Hayal falan değildi. Scout’tu. Ama ya bir yerden döndüyse?" “Nereye dönecek?” diye sordu Dave. “Bu yol üstünde sadecep likler var. Altındaki dört çekerli olsa da, çiftlik yollarına sapacakıfc on beş metre ilerleyemeden çamura saplanır. Kasma kendini Bol Terry.”
“Yapamam,” dedi Bobby Terry mutsuzca. “Çölde bir telefon i üzerinde çarmıha gerilmenin nasıl bir his olabileceğim aklımdanç ramıyorum.”
“Hey, şuraya bak! Yemin ederim artık herifin kıçmdayız!” Hemen önlerinde, aylar önce burun buruna çarpışmış olanbkC ve büyük bir Buick vardı. Yolu bir kenardan diğerine kaplıyorlardı,H sağda, yolun dışında yeni lastik izleri görülüyordu.
“Bu o,” dedi Dave. “İzler beş dakikadan eski olamaz.” Willys’in direksiyonunu kırdı ve deli gibi sarsılarak yol kenan araziden geçtiler. Dave de yargıcın yola döndüğü yerden döndü veSc lastiklerinin asfaltta bıraktığı izleri net bir şekilde gördüler. Yakh kilometre uzakta, bir sonraki tepenin ardında gözden kaybolmada Scout’u bir anlığına görebildiler.
“Oley!” diye bağırdı Dave. “Yakaladık şerefsizi!”
Mah.^er
Gazı kökledi ve Willys saatte doksan kilometre süratle ilerlemeye başladı. Görüşü iyice bulanıklaşmıştı, silecekler, yağmurun hızına yeti-şemiyordu. Tepeye varınca Scout’u tekrar gördüler. Aradaki mesafe azalmıştı. Dave selektör yaptı ve bir süre sonra Scout’un fren lambaları yandı.
“Pekâlâ,” dedi Dave. “Dostça yaklaşacağız. Herifin arabadan inmesini sağlayacağız. Kontrolünü kaybedeyim deme Bobby Terry. Bu işi doğru yaparsak Vegas’taki MGM Grand’de özel odalarımız olur. Yüzümüze gözümüze bulaştırırsak başımıza gelecekleri düşünmek bile istemiyorum. O yüzden sakın işi bozayım deme. Herifi arabadan indirmemiz lazım.”
“Of, Tanrım. Neden Robinette’ten gitmemiş sanki?” diye mızmızlandı Bobby Terry. Winchester’ı sıkıca tutuyordu.
Dave eline vurdu. “Aşağı tüfekle ineyim deme.”
“Ama...”
“Kes! Gülümse bakayım!”
Bobby Terry gülümsemeye çalıştı. Lunaparktaki mekanik palyaçolardan birinin gülümsemeye çalışmasını izlemeye benziyordu.
“Bir boka yaramazsın,” dedi Dave sinirli bir şekilde. “Ben hallederim. Sen hiç inme.”
İki tekerleği yolda, iki tekerleği toprakta duran Scout’un yanında durdular. Dave gülümseyerek indi. Ellerini sarı yağmurluğun ceplerine sokmuştu. Sol cebinde 38’lik bir polis tabancası vardı.
Yargıç, Scout’tan dikkatlice indi. O da sarı bir yağmurluk giymişti. Narin bir vazoyu taşırcasına yavaşça adım attı. Mafsal iltihabı, serbest kalmış bir kaplan sürüsü gibi bedenini ele geçirmişti. Sol elinde tüfeği vardı.
“Hey, beni vurmaya kalkmazsın değil mi?” dedi Willys’ten inen adam dostça gülümseyerek.
“Herhalde kalkmam,” dedi yargıç. Yağmurun kesintisiz hışırtısı yüzünden seslerini yükseltmek zorunda kalmışlardı. “Copperfieid’daydınız sanırım.”
“Evet. Ben Dave Roberts.” Sağ elini uzattı.
“Adım Farris,” dedi yargıç ve o da sağ elini uzattı. Ardından Willys’e ^oğru baktı ve Bobby Terry’nin camdan başını uzatmış olduğunu gördü.
iki eliyle birden kavradığı 45’liğin namlusundan sular damlıyordu. *^ül rengi yüzü, hâlâ o manyakça, mekanik sırıtışla donmuş haldeydi.
“Ha siktir,” dedi yargıç ve tam Roberts cebindeki tabancayı aiı
ıslak elini onunkinden kurtardı. Kurşun, yargıcın karnına, midejj
men altına girdi, düzleşti, döndü, mantar gibi patladı ve omuriliğj^^^ ğından geçerek belinden çıktı. Ardında, çay tabağı büyüklüğünde|| lik bırakmıştı. Garand elinden yola düştü ve yargıç, bolu satılık daire Scout’unaçıiı^ doğru geriledi.
Yolun karşısındaki telefon direğine tünemiş olan kargayı hiç()j, etmedi.
Dave Roberts başladığı işi bitirmek için öne bir adım attı. Taıaoı Bobby Terry, Willys’in yolcu tarafından ateş etti. Kurşun, Dave’in^ isabet ederek parçaladı. Boynundan fışkıran kan, yağmur suyuylakar sarı yağmurluğundan aşağı süzüldü. Hayretle bakan gözleri yuvakc fırlayarak Bobby Terry’ye döndü. îki sarsak adım attı, sonra yüzü sizleşti. Cesedi yere yığıldı. Yağmur damlaları, sırtını dövüyordu.
“Tannm!” diye bağırdı Bobby Terry dehşet içinde.
Ağrılarım yok oldu, diye düşündü yargıç. Yarasaydım tıpdüty yeni hir çığır açabilirdim. Mafsal iltihabının tedavisi, karna yu kur§un. Ah Tanrım, bana pusu kurmu§lar. Onlara Flagg mi haber Öyle olmalı. Tanrı kurulun buraya gönderdiklerinin yardımcısı ok
Garand yerde duruyordu. Tüfeği almak için eğilince, içorgar karnından dökülebileceğini fark etti. Garip bir histi, hatta korkunç se. Tüfeği aldı. Emniyeti açık mıydı? Evet. Doğrultmaya çalıştı. Sj kiloydu.
Bobby Terry nihayet şaşkın bakışlarını Dave’den çekti ve yargı dişini vurmak üzere olduğunu gördü. Yargıç yolda oturuyordu. Gö aşağısı kanla kıpkırmızı olmuştu. Garand’m namlusunu dizine otuı
Bobby bir el ateş etti ve ıskaladı. Garand gümbürdedi ve k parçaları Bobby’nin suratına yağdı. Bir çığlık attı, öldüğünden emi ra ön camın sol tarafının parçalanmış olduğunu gördü ve hâlâ hi duğunu anladı.
Yargıç daha düzgün nişan alabilmek için dizini oynatıyordu artık iyice boşalmış olan Bobby Terry üç el arka arkaya ateş etti. H Scout’un böğrüne saplandı. İkincisi, yargıcın sağ kaşının üstünci 45’likler büvük ve etkili silahlardır. Yakın mesafeden ateşlendigii’
Mahşer
nahoş görüntüler çıkabilir. Kurşun, yargıcın kafatasının büyük bir bölümünü parçalayıp Scout’a doğru savurdu. Yaşlı adamın başı, normalde mümkün olamayacak bir açıyla geriye savruldu. Üçüncü kurşun, yargıcın altdudağının bir iki santim altına gömüldü ve bütün dişleri son nefesini verdiği ağzına dağıldı. Çene kemiği parçalandı. Parmağı, bedeninin ani kasılmasıyla tetiği çekti, ama kurşun faydasızca bulutlara yöneldi.
Ortalığa sessizlik çöktü.
Yağmur damlaları Scout ve Willys’in tavanına durmaksızın iniyordu.
İki ölü adamın yağmurluklarının üstüne patır patır damlıyordu. Telefon direğindeki karga bet bir sesle ötüp havalanana dek tek duyulan ses, yağmurun şıkırtısıydı. Karganın sesi, Bobby Terry’yi bir nebze kendine getirdi. Dumanı tüten 45’liği tutarak indi.
“Başardım,” dedi yağmura kendinden emin bir tavırla. “Onu geberttim. İnansan iyi olur. Gerçek bu. Sevgili Bobby Terry, onu istediğin gibi hakladı.”
Ama yargıcı suratından vurduğu gerçeği, bayan ev arkadası arıyorum içinde giderek yükselen bir korkuyla kafasına dank etti.
Yargıcın cesedi, Scout’un açık kapısından içeri savrulmuştu. Bobby Terry, yaşlı adamı yakasından tutup çekerek yüzünden geri kalanlara baktı. Burnundan başka bir şey kalmamıştı. Doğruyu söylemek gerekirse ona burun demek mümkün değildi.
Herhangi birinin cesedi olabilirdi.
Flagg’in sesi, dehşetle uyuşan Bobby Terry’nin kulaklarında çınladı; Onu geriye hasarsız göndermek istiyorum.
Paniğe kapıldı. Bu ceset, herhangi biri olabilirdi. Sanki kasten Yürüyen AdamTn dediklerinin tam tersini yapmıştı. Suratına iki kurşun. Herifin dişleri bile gitmişti.
Yağmur durmaksızın yağıyordu.
Her şey bitmişti. Hepsi buydu. Ne doğuya gitmeye, ne batıda kalmaya cesaret edebilirdi. Ya çırılçıplak çarmıha gerilecek... ya da başına daha beteri gelecekti.
Daha beteri var mıydı acaba?
İpler o sırıtan manyağın elinde olduğu sürece daha beterinin olacağından şüphesi yoktu. Peki ne yapacaktı?
Ağır hareketlerle saçlarını sıvazladı ve yargıcın paramparçij J bakarak düşünmeye çalıştı. 1
Güney. Çözüm buydu. Güneye gidecekti. Sınırda artık nöbeiJ tu. Meksika’ya gidebilirdi. Orası yeterince uzak gelmezse GmJ Panama’ya, hatta Brezilya’ya bile gidebilirdi. Ne doğu, ne batg Bobby Terry. Yürüyen Adam’dan yeterince uzakta...
Yağmurun gürültüsüne yeni bir ses karıştı.
Bobby Terry başını hızla kaldırdı.
Yağmur damlaları hâlâ iki aracın tepesinde trampet çalıyor,aıj motorları homurdanıyordu. Bunların yanı sıra...
Garip bir tıkırtıydı. Asfalta çarpan aşınmış topukların sesigj
“Olamaz,” diye fısıldadı Bobby Terry.
Arkasına dönmeye başladı.
Tıkırtılar hızlanmıştı. Hızlı bir yürüyüş, hafif koşu, seri koşu, Bobby Terry tamamen döndüğünde artık çok geçti. Geliyordu. Fİ; kilmiş en korkunç korku filminin en ürkütücü sahnesinden fırlamış veren bir canavar gibi geliyordu. Kara Adam’m yanakları kızarmış leri neşeyle parlıyordu, dudakları açgözlü bir sırıtışla gerilmiş, ki Jığmınkine benzeyen, mezar taşı gibi koca dişleri gözler önüneseı Etrafında parlak, siyah karga tüyleri uçuşuyordu.
Bobby Terry hayır demeye çalıştı, ama ağzından hiçbir ses ç “HEY, BOBBY TERRY, İŞİ MAHVETTİN!" diye bağırdı Kara A çaresizce kalakalan Bobby Terry’nin tepesine çöktü.bolu satılık daire sundu..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder