bayan ev arkadası arıyorum ile ortacag felsefesi sizler icin en güzel yazıları yazan bayan ev arkadası arıyorum dediki alilates); varlıklar (entia) değil de, düşünce sayesinde şekılsel ayrımların mümkün olacağı yeterince gerçek olan zatiyellerdir (enlilates). Henry, Aristoteles'in gerçek düşüncesine dönmek için aynı şeyin belli bir açıdan bakıldığında tikel, başka bir açıdan bakıldığında da tümel olduğunu savunmuştur. Kendi içinde ele alındığında ruhun dışındaki her gerçek şey, bundan dolayı tikeldir, fakat bu şekilde tikel eşya, kendisini ya belli belirsiz ya da berrak bir şekilde tasavvur etmesini sağlayacak biçimde aklı etkileyebilir doğal olarak. Belli belirsizlik, bir bireyin başka bir bireyden ayın edilememesi kavramıdır. Böylece Sokrates, aklı insanı tasavvur edecek şekilde hareket ettirir, kı bu kavramla akıl Sokrates’i Platon’dan ayrı olarak ne fark eder ne de bilir. Bu şekilde
anlaşıldığında Sokrales’ten daha genel her tür kavram, örneğin insan veya hayvan, yalnızca Sokrates anlamına gelir, fakat o belli belirsiz olarak tasavvur edilir.Henry de Harclay, Abelard’ın eski duruşunu burada sergilemektedir, bu yüzden de Ockham, onu bir realist olarak görecektir. Ayrı olarak tasavvur edildiğinde, der Henry, Sokrates sadece Sokrates’tir; belli belirsizce tasavvur edildiğinde Sokrates, sadece insandır; böylece gerçekle (in re veritate) Sokrates, insan, hayvan, bedendir, aynı zamanda bütün bunlar gerçek olarak birdir (ista omnia sunt unum realiter) ve burada, sadece nasıl baktığımıza göre değişen, az ya da çok genellik vardır. Ockham’a göre bu çözüm, sorunun nihai çözümü sayılmazdı; “Gördüğüm herkes, diyecektir, bir şekilde tümel olan, yani en azından bilkuvve ve eksik biçimde tümel olan doğanın gerçekte bireyde olduğu konusunda uzlaşmaktadır, yine de bazıları gerçekle ondan ayrıldığını söylemektedir; başkaları ise gerçekte değil de sadece aklın bakış açısına göre farklılaştığını ileri sürmektedirler." Ockham’ın eleştirisi, Henry’nin hâlâ realizm olarak koruduğu unsurların altını muhteşem bir şekilde çizmekledir; “Bir şeyin bir kavrama göre tikel ve başkasına göre tümel olması yanlıştır, çünkü kendiliğinden tikel olan bir eşya, hiçbir açıdan ve hiçbir kavrama göre tümel olamaz." Kısacası Henry de Harclay, bir Jigmenlum cui correspondel aliquid consimile in rerum natura olarak kalmakladır. Bunu da, hiçbir tümelin düşüncenin dışında varolmadığını ve hiçbir tözün özüne veya mahiyetine hiçbir anlamda ait olmadığını savunan Ockham hiçbir suretle kabul etmemektedir. Demek ki Auriol gibi Harclay de, Ockham’a göre realizmi gerçek determinizmden ayıran çizginin altında kalmaktadır. Onun İdealar hakkındaki hâlâ yayımlanmamış Sorular’ının metnini bilseydik belki de bunun nedenini daha iyi anlardık. Guillaume d’Alnwick, onun Tann’daki Idealarla Tann’yı birbirinden ayırmasını -ki bu, İdealar’ı mahluk haline getirmekle aynı anlama gelmektedir- eleştirmiştir. Harciay’in öğretisi, iç yapısını bilmediğimiz ve hakkında keşfedilecek birçok şeyin olduğu öğretilerden biridir.
Özerine Araştmnalar] sergilediği tavrın, hissedilir bir biçimde buna yakın olduğa, söylenmiştir (Ephr. Longpre, J. Kraus). Ortak doğa veya Scotusçu hecceite (bireysel öz) yoktur, bunun yerine birbirinden hemen ayrılan cevherler vardır. Hatta Guilla-ume bunların totaliter dijjerentes olduklarını -örneğin Platon ve Sokrates gibi- söyler akıl bunları ya kendi içinde ve bireysel olarak, ya tümel olarak ya da tikelliği ve tû-melliği dikkate almayan bir halde görebilir. Tabii geriye aynı varlığın bu farklı yönlerinin nasıl mümkün olduğunu açıklamak kalır. Guillaume Farinier, kendisinden önceki birçok kişi gibi XII. yüzyılın eski conjormitas'ma başvurmuştur; ateş ile ateş arasında majör imitatio ex natura rei quam inter iğnem et aquam vardır. Kuşkusuz; zaten bütün sorun da budur. Bütün bu düşünürler, metafizik bir sorunu ampirik verilerle çözmek için umutsuz bir çaba göstermişlerdir; Bu yüzden bunu başaramamış olmalarına şaşmamaktayız.
Yine de bu psikolojizmin XIV. yüzyılın başlarında pek çok kişiyi memnun ettiğine kuşku yoktur. Bu psikolojizme, Paris Üniversitesi’nde ders vermiş olan Carmes Tarikatının ilk üstatlarında rastlamaktayız. Quodlibets’m, Tartışdan Sorunlar’m ve bir Somnıes de theologie’nin [Teoloji Risoîesi] yazan olan Gerard de Bologne (ölüm 1317), 1277 tarihli yasaklama sayesinde gerçek Aristoteles hakkında gözleri açılan teologlar neslindendir. Yunan filozofun politeist olduğunu. Tanrısının yaratıcı ve inayet sahibi olmadığını ve ona göre aklın da insan bedeninin şekli olmadığını bilmekteydi (B. Xiberta). Kısacası Gerard genel olarak Ibn Rüşt un Aristoteles’inin gerçek Aristoteles olduğunu düşünmüştür. Kendi öğretileri, maruz kaldığı çeşitli etkilerin izlerini taşımaktadır; özellikle de aklın ve iradenin tamamen edilgen olduğu konusunda onu ikna etmiş olan Godefroid de Fontaines’in etkisi görülmektedir;bayan ev arkadası arıyorum fakat belki de Scotusçu naturalis communis realizmine karşı tepkisel olarak soyutlamayı yalnızca belli belirsiz basit bir tikel bilgisi haline getiren ve tümeli de belli belirsizce iasa\'vur edilen tikel olarak algılatan tümeller teorisini vaaz etliğini görmekteyiz. Bu tezi Gui Terrena’da da (Guido Terreni, öl. 1342) göreceğiz. Şunu da belirtelim ki Gerard de Bologne’da olduğu gibi bu teze genellikle iki tez daha eşlik eder: öz ve varoluşun ayrımının reddi ve madde aracılığıyla bireyselleşmenin reddi. Bu üstatlar, bireysel tözü, şekli sayesinde varlığın içinde oluşmuş ve bilgimizin de az çok global olarak ve az çok kesin olarak kavrayabildiği, fakat kavram şeklinde tekrarlamak için yapısını incelemediği bir blok olarak görmekteydiler.
Bu genel eğilim, Aristoteles üzerine yorumlar (Fizik, Ruh Üzerine, Metafizik, Etik, Politik), bir Hikmetler Üzerine Yorum ve Tartışılan Sorunlar kaleme alan Carmes lari-
kaunın Katalan mensubu Guido Terreni’nin yazılarında serbestçe sergilenmekledir.
Bu tartışmalarda rol oynamış olabilen Şamlı Johannes’in bir metnini (Doğru İnanç Üzerine, 1:8) temel alan Guido Terreni, ortak doğaya hiçbir gerçeklik hakkı tanımamıştır: Platon ve Sokrates, kendilerine has bireyleşiirici farklılıklar taşıdıkları gibi kendi insanlıklarına sahiptirler. Demek ki bu noktada, Socrates et Plato distinguuntur per humanitatem in re sicut per socrateilaCem et platonitatem olan Henry de Harciay’ın teziyle uzlaşmaktadırlar. Gui bu tezi tereddüt etmeden cinsler hakkında da savunur.
Hayvan, bir eşeğe atfedildiğinde bir şeydir ve insana atfedildiğinde başka bir şeydir, çünkü birinci durumda belirttiğimiz şey bir eşek, diğerinde ise bir insandır. Ock-ham’ınkinde olduğu gibi böylesi bir öğretide de, Sokrates insandır, Sokrates hayvandır, Sokrates tözdür şeklindeki çeşitli önermeler, sadece Sokrates Sokraies’lir anlamına gelmekledir.
Gerçekle tümellere tekabül eden şeyleri -zaten Gui bu noktada Ockham’dan ayrılır- fark etmekteyiz; Gerçek hallerinde birbirlerinden bireysel olarak farklılaşan tözler arasındaki belli bir benzerlik. Bu benzerlik bir şey değil, temelini şeylerin doğasında bulan bir relatio realis’lir. Gui, cins kavramından bahsederken bunu duyumlardaki belli bir uyuşmaya dayandırır; animal quod praedicatur in quid de hamine, non est illa resquae praedicatur de asino in quid, sed alia et alia, de quibus propter aliquam con-Jormitatem in sentire Jormatur unus conceptus. Themistius’un Ruh Ozerine'sine gönderme yaparak yine bu unitas cujusdam tenuis similitudinis multorum, ex quibus colligitur unus conceptus’lan söz eder; bir insan ve bir eşek duyu sahibi iki tözdür. Daha sonra circumscriptis diversis cortceptibus, non est aliud secundum rem “Sors est substantia, animal. homo” quam “Sors est Sors” önermesini doğrulamak için, öğretisi burada onunkinden farklı bir anlama sahip olan İbn Sina’ya yöneldiğini görmekleyiz. Türü cinsten yüklem aracılığıyla ayırt etmek, en genel olanı en az genel olandan yüklemle ayırmak değil de belli belirsizce tasavvur edilen tikeli daha da belli belirsiz olan tikelden yüklemle ayırarak ifade etmektir. Bu anlamda genelin bilgisi sonuçla tikeli de konu edinir; Scienlia esi de re eadem Cum singulari, sub conceptu tamen con/uso et universati. Bu duruş, yarı-nominalizm olarak adlandırılmıştır (B. Xiberla) ve bu adlandırma onu tarih içinde konumlandırılmaya yardımcı olabilir. Ockham’a göre bu kişiler yine realistlerdir; aslında bu düşünürlerin, anık Aristoteles’in olmayan ve aslında bazen Ockhamlı William’ınkine benzeyen bir âlemi Aristoteles’in diliyle tasvir etmeye devam ettikleri kesindir.
JAQUES DE METZ. — Jos. Koch Jacob von METZ, O. P., dans Archives dhistoire et doctriıuıie et lituraiır du moyeıı age, cilt IV (1929-1930), s. 169-232,
DURAND DE SAINT-POURÇAIN. — Jos. Koch, Durandi de S. Pordano O. P. Quaetio de na-tura cogıutioms el disputatio cum anoııymo quodam ııecnon Deierminaüo Hervaei Naialis 0. P. Mûnsier i, Westf,, Aschendorff, 1929; — aynı yazardan: Durandus de S. pordano 0. P. Fors-lıımgcn cıım Stıdt um Tlıomas von Aguin zu Begiiın des 14. Jahrhuuderis, Erster Teil, Litlerar-gcschichılkhe Gnındlegung, Mûnster i. Westf., 1927; — (Durand ve Aquinolu Thomas arasındaki 235 ayrılık noktasının listesi için bkz. s. 203-210).
PİERRE AURİOL, Commentariorum in I Sententiarium, t. 1, Rome, 1596; Commentariorum in il librium Sententianını, c. 11, Rome, 1605 (Aynı zamanda III ve IV kitaplarının yorumu, onaltı-dan fazla da Quodlil)et(i içerir). — Bu baskı hakkında, metnin ve öğretinin ortaya çıkardığı somnlar için bkz. özellikle R. Dreiling, Der Konzeptualismus in der Universalienlehre des Franztikancrbisdıofs Petrus Aureoli (Pierre d’Auriole), Mûnster i. Westf,, 1913; buna bir de şu maddeyi de eklemek gerekir Am. Teetaert, Pierre Auriol, dans VACANT-MANGENOT-AMANN, Dia. de theol. Cqtlı., cilt XII, kol. 1810-1881 (Kaynakça, kol. 1879-1881). — P. Vignaux, Jusn^cûtioıı et predestination au XIVe skde. Duns Scotus, Pierre d'Auriok, GuiUaume d’Occam et Riminili Gregorios, Paris, E. Leroux, 1934; böl. II, s. 43-95. — Aynı yazardan: Nole sur la relati-011 du coııceptualisme de Pierre dAuroIe â sa thĞologie trinitaire, dans Annuaire de l'icole pratique des Hautes Etudes (Sciences Religieuses), 1935. — R. Schmücker, Propositio per se nota, Gotiesbewis, und ılır Verhâltnis nach Petrus Aureoli, Werl. i. Westf., Franziskus-Drucke-rei, 1941,
HENRY DE HARCLAY. — Fr, Pelster, Heiııriclı voıı Harday, Kanzkr von Oxjord, und seine Qudstioııen, dans Miscellanea Francesco Ehrie, Rome, 1924, cilt 1, s. 307-356. — Joh. Kraus, Die Universalienlehre des Oxforder Kanzlers Heinrich von Fiarday, in ilırer Mittelstellung ovischen skotistisdıen Realismus und odıbamistichen Nominahsmusi dans Divus Tlıonıas (Freib. i. d. Schweiz) cilt X (1932), s. 36-58 ve 475-508 ve cilt XI (1933), s. 288-314.
GERARD DE BOLOGNE. — Bart. Xiberta (O. C.), De scriptoribus sdıolastias saeaıh XIV ex ordine Carmelitarunı, Louvain, 1931, s. 74-110.
GUI TERRENA. — Paul Fournier, Gui Tene (Guido Terreni), Tbeologien, dans Histoire littera-ire de la France, cilt XXXVI (1917), s. 432-473. — Bizzat öğretinin incelemesi için en iyi başlangıç noktası şu mükemmel monografyadır: Bart. Xiberta, O. C., Gulu Terreno, Carmelito de Perpinua, Barcelona, 1932.
XIII. yüzyıl, doğal teoloji ile vahyedilmiş teolojiyi sağlam bir sentez dahilinde birleştirmenin mümkün olduğunu düşünmüştür: Doğal teoloji kendi yetki sınırlan dahilinde vahyedilmiş teolojiyle uzlaşacak ve kendisinin çözemediği Tann’ya ilişkin bütün sorunlarda vahyedilmiş teolojinin otoritesini tanıyacaktı. Böylelikle bu yüzyılın ünlü temsilcileri, akli bilgilerin ve imanın bütıın verilerinin tek bir entelektüel sistemin unsurları olarak görünebileceği bir bakış açısı belirlemeye gayret etmişlerdir.
XIV. yüzyıl ise kendisini, bu gayretlerin sonuçlarıyla yüz yüze bulmuştur; bu sonuç ona, söz konusu probleme ilişkin bir çözüm değil, İbn Rüşt’çülüğûn problemin çözümsüz olduğu hükmünü saymazsak, iki (Bonaventure, Aziz Thomas) hatta üç (Al-bertus Magnus) çözüm önerisi sunmaktadır. Bu yüzden XIV. yüzyıl, büyük ölçüde eleştiri yüzyılı olmuştur: Burada teolojinin felsefeyi eleştirmesi veya teolojinin ısrarı üzerine bizzat felsefenin kendisini eleştirmesi söz konusudur. Bu açıdan bakıldığında Duns Scotus, gerçek anlamda XIV. yüzyıl zihniyetinin kendini gösterdiği ilk filozoftur ve Scotusçuluğun çözülmesine de yine bu zihniyet neden olacaktır. Kuşkusuz Aziz Thomas ve Duns Scotus tarafından oluşturulan güçlü sistemler XIV. yüzyılda ve sonraki yüzyıllarda taraftar bulmaya devam edecektir; hatta günümüzde bile birçok taraftara sahiptir. Fakat her dönemin sunduğu yemlikleri göz önünde bulunduracak olursak, dikkatimizi Aziz Thomas ve Duns Scotus’un yorumcularına veya savunucularına yöneltmemeliyiz. XIV. yüzyılın özgün yönü, XIII. yüzyılda girişilen eylemden umudunu yitirmesi veya daha doğrusu, XIII. yüzyıldan itibaren, dogmayı felsefeye dayandırmanın imkânsızlığını ilan eden bu şüpheci teologların ne kadar haklı olduklarını göstermek için felsefeyi kullanmasıdır. İmanı, sözde gerekçelerle temellendir-mektense olduğu gibi ortaya koymak gerekir. Ockham’ın Scot hakkında yaptığı acımasız eleştiri, bu durumun tipik bir örneğidir.bayan ev arkadası arıyorum Felsefenin yetki alanını la\hzsiz bir biçimde sınırlayan Scotus, teolojik sentezin destekçisi olarak felsefeye hâlâ geniş ölçüde güvenmekleydi. Onun felsefesinin alanı dar, leolojisininki çok geniştir. Doğrunun olduğu gibi iyiliğin de kaynağı ve her şeyin özgür nedeni olan Sonsuz Varlık öğretisini geleceğe miras bırakan Duns Scotus, haleflerine bilginin imana dahil edildiği geniş bir sistemleştirme çabası önermişti, işte doğar doğmaz tehlikeye düşen de bu sistemleştirme olacaktı. Bir yandan Ockham, felsefi ispatın alanını Duns Scotus’un yaptığından daha çok sınırlamış, Tanrı ve bilgi hakkında oluşturduğu kavramlarla felsefe ile teoloji arasında daha önceden başlamış olan ayrımı daha da derinleştirmiştir. 0te
yandan da bilin İbn Rüştçüler, öğretilerinin yasaklamalara maruz kalmasına rağmen çoğalmaktaydı ve yaptıkları açık imalar bunların inançsızlıkları konusunda kuşkuya yer bırakmamaktaydı. Son olarak Tauler ve H. Suso gibi başkaları da, insanların, akıl ve imanın tek ve aynı sentezi konusunda uzlaşmalarını reddedip, diyalektiğin artık sağlamadığı birliğin yeniden oluşturulmasını mistik temaşadan beklemekteydiler. Fakat hayali bir önem taşıyan ve felsefe tarihçisinin gözünden kaçmaması gereken bir olay, aynı dönemde vuku bulmuştur: Modern bilimin ilk keşifleri başlamış ve ilk ifadelerini de akıl ile iman ayrımının yapıldığı çevrelerde bulmuşlardır. O sırada teolojinin hâlâ ortaçağ felsefesinin bu gelişmesine egemen olduğunu görmemek mümkün müdür? XIV. yüzyılın felsefi eleştirisinde verimli bir şeyler olduysa, bunun her şeyden önce teolojik gayeler için ve teologlar tarafından gerçekleştirildiğini unutmamalıyız. Iman-ile aklı ayırmaları sayesinde sahip oldukları Yunan âlem görüşüne sıgınabi-len İbn Rüştçüler, orada teolojinin bütün saldırılarına karşı koymuş, fakat bu yüzden de oradan asla çıkamamışlardır.
Ortaçağ düşüncesinin son gelişmesi üzerinde belirleyici bir etki bırakacak olan filozof, 1300 yılından az önce, Surrey kontluğundaki Ockham’da doğmuştur. Fransis-ken Tarikatına mensuptur, 1312-1318 yılları arasında Oxford Ûniversitesi’nde eğitim almış ve orada 1318-1320 yıllan arasında Hikmetler'i yorumlamıştır. Ffükümete bağlı dinsel bir örgüt olan Curie karşısında sapkınlık suçlamasına cevap vermek üzere Avignon’a çağırılmıştır; burada dört yıl süren bir soruşturmaya tabi tutulmuş ve bunun sonucunda bazı önermeleri sapkın ilan edilmiştir. Bu arada Ockham, Kilisenin dünyevi erki konusunda Papa XXII. Johannes’e cephe almıştı; dolayısıyla da 1328 yılının Mayıs ayının sonlarına doğru kaçmak zorunda kalmış ve Pisa’da imparator Louis de Baviere’in yanma sığınmaya çalışmıştır. 1330’da Münih’e kadar Imparalor’a eşlik eden Ockham, Papa’ya karşı bir dizi siyasal eser kaleme almıştır: Quaestio?ıes octo de auctoritate summi ponctificis [Yüce Piskoposun Otoritesi Üzerine Sekiz Araşlınna], Com-pendium errorum Joannis papae XXII [Papa XXII. Joannis'in Bütün Hataları] ve Dialogus de imperatorum et pontificium potestate [imparatorların ve Piskoposlann Yetkesi Üzerine Konuşmalar}. 1349 veya 1350 yılında vefat etmiştir. Felsefi görüşleri. Aristoteles’in mantığı (Exposition aurea süper totam artem veterem) ve fiziği üzerine kaleme aldığı eserlerde, hatta belki de en çok Hikmetler Üzerine Yorum, Quodlibeta septem [Yedi Münazara] ve bazen içerdiği paradokslar düşüncesinin aslını çok güzel ortaya koyan Centiloquium theologicum [Yüz Teolojik Sözl gibi teolojik eserlerinde ortaya konmuş bulunmaktadır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder