bayan ev arkadası arıyorum ile ortacag felsefelerim


bayan ev arkadası arıyorum ile ortacag felsefelerim evet bugün yine bir gün daha bitti ve ben hale sizlere yazıyorum bayan ev arkadası arıyorum dediki 13, yüzyıl sonunun İbn Rüştçü krizine yakından bağlı olan hareketlerin felsefi ve teolojik açıdan vardıkları son noktadır. Eserinin bütünlüğü, herhangi bir ortak kaynağa sahip olmayan ve birleşmeleri yönünde hiçbir dürtü bulunmayan felsefi ve dinsel menfaatlerin buluşmasından kaynaklanmaktadır; eğer Ockham’ın dehası onları mükemmel ifadelerini buldukları bir eserin bütünlüğü içinde kaynaştırmasaydı, kuşkusuz ebediyen ayrı kalacaklardı.

Ockham tek bir ispat şeklini geçerli ve zorlayıcı bulmaktadır. Bir önermeyi ispat etmek, bunun ya doğrudan apaçık ortada olduğunu ya da doğrudan apaçık ortada bulunan bir önermeden sonuç olarak çıktığını göstermektir. Ondan önce başkaları da bu katı ispat ölçütünü kabul etmişlerdi, fakat Ockham, bunu tavizsizce uygulayarak tamamen yeni sonuçlar vermesini sağlayacaktı. Bu katı ispatlama görüşüne bir de tanıdığımız en kökten ampirizmlerden birinde ifadesini bulacak olan somut olguya ve tikele duyulan ateşli bir tutkuyu da eklersek, onun bütün felsefesini anlamamıza yardımcı olacak iki temel veriyi elde etmiş oluruz. Ockhamlı William’ın incelenmesi, temel öneme sahip ve genelde pek bilinmeyen tarihsel bir olguyu saptamamızı sağlamaktadır; bu da biraz muğlak bir terimle skolastik felsefe olarak adlandırdığımız şeyin kendi içinde yürüttüğü özeleştirinin, modern felsefe henüz oluşmadan önce, kendi yıkımına yol açtığıdır.
Kesin bir bilginin ya doğrudan apaçık olduğunu ya da doğrudan bir apaçıklığa varan bir bilgi olduğunu daha önce söylemiştik. Bununla beraber apaçıklık, bilginin, bilimden, idrakten ya da hikmetten çok farklı bir sıfatıdır, çünkü bilginin bu sayılan sıfatları zorunlu ilişkileri kapsar; oysa olumsallık düzeninde de apaçıklık olabilir. Gerçekten de bir bilgi ya soyut ya da sezgisel olabilir; bilgi soyut türdeyse yalnızca fikir ilişkileri hakkındadır, hatta fikirler arasında zorunlu ilişkiler oluşturduğunda bile gerçek şeylerin, fikirlerin düzenine uygun olduğunun güvencesini vermez. Hem kendi doğruluğunun hem de ifade ettiği şeyin gerçekliğinin güvencesini sağlayacak bir önerme istersek, bu durumda bize sadece soyut veya sezgisel kanıt değil doğrudan bir kanıt gerekir. Ockhamlı William’ın da usanmadan tekrarladığı şey de budur. Sezgisel bilgi, varoluşlar hakkında olan ve olgulara ulaşmamızı sağlayan tek bilgidir. “Sezgisel bilginin tersine der Ockham, soyut bilgi, varolan bir şeyin varolduğunu veya varolmayan bir şeyin varolmadığını bilmemizi sağlamaz;" “sezgisel bilgi, bir şeyin varolduğunda varolduğunu ve varolmadığında varolmadığını bilmemizi sağlayan bilgidir.bayan ev arkadası arıyorum” Şu halde, konu varoluşlara ulaşmak olduğunda, tek kesin bilgi, duyumsanabi-lir/algılanabilir bilgidir. Beyaz bir cisim gördüğümde, tek başına bu sezgi, bu iki terim arasındaki apaçık ilişkiyi doğrudan kurmamı ve bu cisim beyazdır
noktasıdır: illa notitia est intuitiva a qua incipit experimentalis notitia' halta bunun da ötesinde bu bilgi, deneysel bilginin ta kendisidir ve özel bilginin genelleştirilmesi sayesinde sanatın ve bilimin ilkeleri olan evrensel önermelerin ifade edilmesini sağlayan da odur. Perfecta cognitio intuitiva est illa de qua dicendum est quod est cognitio experimentalis, et ista cognitio est causa propositionis universalis quae est principium artis et scientiae.
Bu temel bir hakikattir ve bir özün veya bir nedenin varlığını ne zaman ileri sür-;ek onu hatırlamamız gerekir. Ockham’m sürekli düşünce tasarrufu ilkesini kullan-nası sık sık anımsatılmıştır: Zorunlu olmayan varlıkları çoğaltmamak gerekir. Ock-lam’ın bu Aristotelesçi ilkeyi kendisine has, hatta gerektiğinde Aristoteles’e karşı kul-îiıma tarzı, deneysel bilgiye tanıdığı ve sağlamak istediği tartışılmaz üstünlük hesaba atılmadan açıklanamaz. Mecbur kalmadıkça bir şeyin varolduğunu asla söylememek erekiyorsa, bunun nedeni bir şeyin varoluşu hakkında sahip olabileceğimiz tek gü-încenin onun varlığının doğrudan tecrübe edilmesi olmasıdır. Bu yüzden Ockham ınla başla, her şeyi mümkün olan en basit şekilde açıklamaya ve felsefe sahasını, lu boş yere dolduran hayali özlerden ve nedenlerden temizlemeye çalışacaktır. Bir :ün varolduğunu bilmek istiyor muyuz? Onu saptamaya çalışmak gerekir; böyle bir ırum her söz konusu olduğunda tikelle uyuştuğunu görürüz. Bir hadisenin (feno-:n) nedenini kesin bir şekilde ileri sürmek istiyorsak, onu tecrübe etmek gerekli ve terlidir. Aynı sonucun birkaç nedeni olabilir, fakat zorunlu olmadıkça, yani tecrû-yk mecbur kalmadıkça ona herhangi bir neden isnat edilmemelidir. Bir olayın ne-üni, yalnızca o neden ortaya konulup geri kalan her şey yok edildiğinde de aynı luç meydana gelirse, biliriz, neden ortaya konmadığı takdirde geri kalan her şey 1 bile sonucun meydana gelmemesi geçerli yöntem değildir: hoc tamen non est po-dum sine necessitate, puta nişi Per experientiam possit convinci, ita scilicet, quod ipso, destructo, sequitur effectus, vel quod ipso non hosito, quocumque alio posito non itur effectus. Demek ki bir şeyin başka bir şeyin nedeni olduğunu ispatlamanın ^olu, tecrübeye başvurmaktır ve bunun mevcudiyetiyle ve yokluğuyla akıl yürût-tir. Ockham bu noktada tavizsizdir: quod aliquod creatum sit determinate causa ej-ıs, non potest demonstrari vel probari, sed solum Per experientiam patet hoc, scilicet ad ejus praesentiam sequitur effectus, et ad ejus absentiam non. Başka sonuçlar ara-ı buradan yönelimsel türlerin inkârı ve Tanrı’nın varlığının klasik kanıtları ko-nda Ockham’ın ortaya attığı güvensizlik sonucu ortaya çıkmaktadır, k önce böylesi bir tutumun bilgi teorisine göre sonuçlarını ele alalım. Thomasçı-
İlk gibi bir öğretide bilimin konusu geneldir; demek ki bu öğretinin bağlı bulunduğu ıCunel görüşünün ona belli bir gerçeklik tanıması ve ayrıca onu elde etmesi için insanı gerekli araçlarla donatması gerekir. Fakat Ockham’ın kendisini konumlandırdığı açıdan ulaşılması gereken şey genelin bilgisi değil de özelin apaçıklığıdır. Aklı kendisine has nesne olarak soyutu belirlemekten alıkoymak için, tümelin gerçekliğe sahip olmadığını göstermek ve insan aklına özeli kavrayabilmesi için gerekli ve yeterli melekeleri atfetmek gerekir.
Her şeyden önce özelden başka bir gerçek olmadığını ya da Ockham’ın söylediği gibi töz denilen şeylerin yalnızca, bireysel şeyler ve bunların özellikleri olduğunu saptayalım.bayan ev arkadası arıyorum Tümel yalnızca bilen öznenin ruhunda ve yalnızca burada vardır. Hangi ölçüde düşüncede buna bir varlık atfetmemiz gerektiğini kendimize sorabiliriz; aslında düşüncenin dışında hiçbir varoluş türüne sahip olmadığını kabul etmeliyiz: omnis res positiva extra animam eo ipso est singularis. Bu tez, bu şekilde ele alındığında XII. yüzyıldan bu yana —Ockham’dan önce- pek çok kez savunulmuştu. Zaten genel olarak Aristoteles’in düşüncesinin bu yönde olduğu kabul edilmekteydi; ki onun ilk tözlerle -yani tek gerçek olan bireylerle— ikinci tözler —yani birincilerden elde edilen soyut kavramlar— arasındaki klasik ayrımının başka bir anlamı yoktur. Ockham’ın duruşunun özelliği, kendisini tümele gerçekten hiçbir gerçek varlık tanımayan ilk kişi olarak görmesidir. Demek ki kendisinin, bunu isteyen değil de bunu yapabilen ilk kişi olduğunu düşünmüştür.
Eşyada gerçekleşmiş bir tümeli hangi şekilde olursa olsun tasav\’ur ettiğimizi iddia ettiğimizde aynı saçmalığa varırız: Ya bu tümel birdir ve bu durumda bunun eşyayla nasıl parçalandığını ve çoğalabildiğini anlayamayız; ya da tikel şeylerle çoğalmıştır ve bu durumda da nasıl hâlâ bir kalabildiğini anlayamayız. Ockham bazen no-minalist olarak adlandırılanlarda -hatta örneğin Henry de Harciay’de- aldığı her tür şekliyle gerçekleşmiş tümel hayalini izlemiştir, fakat onun en ilgi çekici çabası Duns Scotus’un realizmine karşı yürüttüğü çabadır. Bu filozof, tümelde belli bir birlik, yani türlerin ve cinslerin birlik derecesini açıklamaya yeten, fakat özel \^rlıklann sayısal birliğinin altında bulunan İbn Sinacı ortak doğa veya öz birliği olduğunu kabul etmekteydi. Duns Scotus’a göre tümelin birliği, hem topluluğu hem de bu topluluğu oluşturan bireylerin her birini temel alan bir grubun birliğidir. Ockham bu uzlaşmayı hiçbir suretle kabul etmez: Onun gözünde bireyin sayısal birliğinden başka birlik yoktur ve sayısal birliğe göre daha aşağıda olacak bir şeyin herhangi bir birliği olması mümkün değildir. Gerçek bir birliğe sahip olmayan bu muhayyel ortak doğalar aynı zamanda gerçekliğe sahip değildirler.
Ruhun dışında hiçbir gerçekliğe sahip olmayan tümel, ruhun içinde bir gerçekli, ğe sahiptir. Bu gerçekliğin niteliği ne olabilir? Bilginin ne olduğunu açıkça tanımlaya-bilirsek bunu bilebiliriz. Hiç kimse, deli değilse, bazı önermeler doğruyken başka önermelerin yanlış olduğuna itiraz edemez; çünkü herkes yalan söylendiğini işitmiş, lir. Demek ki doğrunun ve yanlışın varolduğunu söyleyebiliriz ve doğrunun ve yalnızca doğrunun bilimin konusu olacağı konusunda herkes hemfikir olacaktır. Şimdi insan ölümlüdür, gibi bir önermenin ne ifade ettiğini anladığımızı iddia ettiğimizde aslında ne demek istediğimizi açıklamaya çalışalım.
Önermeler, bilginin oluştuğu kumaşlar gibidir: bütün bilgilerimiz önermelerden ibarettir ve bunların dışında bilinebilir başka hiçbir şey yoktur. Önermeler terimlerden (yazılı ya da sözlü düşünceler) oluşmaktadır; tümeller de bunlardır. Bu terimler, yalnızca bir anlam içerdikleri için bilgi konusu olan önermelere girebilirler. Bir terim “yerini tuttuğu” nesnenin, yani önermede vekili olduğu nesnenin anlamına gelir. Terimin nesnenin yerine geçmek olan bu görevine suppositio adı verilir. Üç suppositio durumu vardır. Birinci durumda terim, kendisini oluşturan kelimenin anlamını taşımaktadır; örneğin: İnsan bir kelimedir; “insan" burada, maddeliği içinde ele alınan “insan” kelimesinin yerini tutmaktadır; bu varsayıma suppositio materialis adı verilir. İkinci durumda terim gerçek bireyler için kullanılır; örneğin: insan koşuyor; burada koşan “insan” kelimesi değildir, bir insan, yani bir kişidir; bu varsayıma suppositio personalis adı verilir. Üçüncü bir durumda terim, ortak bir şeyi ifade eder; örneğin: insan bir türdür; burada “insan" bir birey değil, bir topluluk anlamına gelir; bu varsayıma da suppositio simp!ex adı verilir.
Buraya kadar salt mantık alanındaydık; metafizik ise filozofun, bir suppositio simplex durumunda önerme teriminin işaret ettiği bu “ortak” veriye neyin karşılık geldiğini kendi kendisine sorduğu anda başlar. Ockham -belki de bu konuda haksız değildir- kendisine kadar hiç kimsenin bu sorunu açıkça çözemediğini düşünmekledir.bayan ev arkadası arıyorum Bazıları -realistler- açıktan açığa tümel gerçeklerin varlığını beyan etmişlerdir, ki bu da tümeli tikel bir şey haline getirmek anlamına gelir, bu da Platonun İdealarmm durumudur; başkaları ise, bunun tersine tümelin yalnızca düşüncede varolduğunu savunmuşlardır, binaenaleyh bunu söyledikten sonra düşüncede tasavvur etliğimiz TU tümele gerçeklikte neyin karşılık geldiğini aramışlardır. Çoğu zaman az bir şey mlara yetmiştir, ama bu da bir şeydir, öckham’ın kendi görüşü ise, az da olsa bunun ine de gereğinden fazla olduğu yönündedir.
Ockham, bu duruşunu açıklamak için her gerçek şeyin bireysel olduğunu ortaya aymakla başlamıştır. Böylece düşüncenin dışında gerçek olan her şey bireydir ve
Duns Scolus’Lin söylediği gibi de onun içinde ortak bir doğaya eklenerek bireyselleştirici bir saplama dolayısıyla gerçek değildir, sadece o varolduğu için öyledir. Bu nokta hayali bir önem taşımakladır; çünkü Ockham, düşünce aracılığıyla eşyada gerçek bir natura communis -ki bireyselleştirici saplamalarında bir ve tektir (Duns Sco-lus’un hecceiı^’si)- bulma umudunu ortadan kaldırmıştır. Böylesi bir öğreti için ortak hiçbir şeyleri olmayan bu bireysel bloklardan yola çıkarak düşüncenin cins ve tür kavramlarını nasıl oluşturduğunu açıklamak son derece zordur. Bu da Abelard’m karşılaştığı zorluğun ta kendisidir, ki o bu zor durumda bireylerin stcıtus’lerine başvurarak işin içinden çıkmıştı. Ockham da bu sorunu buna benzer, fakat daha radikal bir şekilde çözecektir. Abelard’ı okuduğunu düşündürecek hiçbir neden yoktur; hatta XIII. yüzyılın lerminisi mantıkçılarının etkilerine bile -bir rol oynamış olsalar bile-başvurmaya gerek yoktur; cevap, sorunun şeklinin içinde zorunlu olarak mevcuttu. Sorunun iki temel verisi şunlardı; 1. gerçek olan her şey, bireydir, bu durumda cinsler ve türler, düşüncenin dışında hiçbir şey değildirler; 2. bireyler yine de düşünce tarafından cins ve tür şeklinde sınıflandırılmaya müsaittirler. Bunu söyledikten sonra, sorunun tek düzgün çözümü, bu verilere hiçbir şey eklememekiir ve ötesine geçmenin imkânsız olduğu bir durumla yüz yüze olduğumuzu anlamaktır. Platon ve Sok-rates’in aynı türe dahil edilmelerini açıklamak için ortak bir şeylere sahip olduklarını hayal etmek gereksizdir. Plalon’un bireysel olarak olduğu şey ile Sokraıes’in bireysel olarak olduğu şey, Platon’un varolması ve Sokrates’in varolmasından dolayı uzlaşmaktadır. Bir eşek, olduğu şeye göre, belli bir noktaya kadar Platon ve Sokraies’le uzlaşır, fakat Platon ile Sokrates’in kendi aralarında uzlaştığı kadar uzlaşmaz; bu yüzden bunları aynı bir cins (hayvan) altında toplayabiliriz, fakat aynı tür altında lopla-yamayız (insan). Demek ki tümellere denk düşen tek gerçeklik, bireylerin gerçekliğidir. Böylece bilgimizin oluştuğu önermeleri şekillendirdiğimiz terimler veya isimler, birer işarettir veya bunlara tekabül eden bireylerin dilinde yerine geçen vekillerdir. Böylesi bir öğretide eninde sonunda her şey, söylemin terimlerinin veya isimlerinin yerine getirdikleri supposilio personalis işle\dne dayanmaktadır. Bu yüzden Ockham’ın öğretisine genelde “nominalizm" veya “terminizm" adı verilmiştir. Nominalizmi, Ock-hamcılığın bütünü veya merkezi haline getirmediğimiz ve Ockham’ın bahsettiği isimlerin onun zihninde her zaman belli bir anlama sahip olduğunu unutmadığımız sürece, bu adlandırmanın hiçbir sakıncası yoktur.
bayan ev arkadası arıyorum yazdı ve sunuyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder